Prof. Dr. Emre Alkin, “Maliye’deki arkadaşları aklıselime davet ediyorum” diyerek uyardı!

Topkapı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emre Alkin, Bakan Mehmet Şimşek’in bütçe disiplini açıklamalarına ilişkin, “Maliyeciler, muazzam harcamalar yapan kamuda, gelir gider hedefini tutturamayıp açık hedefini tutturduklarında buna bütçe disiplini diyor. Hiç alakası yok. Maliye’yi aklıselime davet ediyorum, buna bütçe disiplini denmez” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Prof. Dr. Emre Alkin, “Maliye’deki arkadaşları aklıselime davet ediyorum” diyerek uyardı!

İLHAN DUMAN 

Nasıl Bir Ekonomi TV’de Ekonomi Masası’nın konukları Tera Yatırım Strateji ve Bireysel Portföy Yönetim Direktörü Volkan Dükkancık, Topkapı Üniversitesi Rektörü ve EKONOMİ gazetesi yazarı Prof. Dr. Emre Alkin ve Yatırım Finansman Direktörü Dr. Nuri Sevgen oldu. Uzmanlar, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, gazeteci Berfin Çipa ve Hakan Güldağ’ın sorularını yanıtlayarak, piyasayı ve ekonomiyi değerlendirdi.  

Volkan Dükkancık, mevcut konjonktürde yatırım sepetinde neler olması gerektiği konusunda önerilerde bulundu. Prof. Dr. Emre Alkin, kamu tasarrufu paketine yönelik değerlendirme yaparken, Dr. Nuri Sevgen de borsa yatırımlarında yurtdışının da değerlendirilmesini tavsiye etti.  

TERA YATIRIM STRATEJİ VE BİREYSEL PORTFÖY YÖNETİM DİREKTÖRÜ VOLKAN DÜKKANCIK: 

Yatırım sepetinin yüzde 50-60'ının hisse senetlerinden oluşmasını öneriyorum 

2024 yılına girerken biz senaryoyu şöyle kurduk: Türkiye'de normlara ve normale dönüş hikayesi var ekonomi cephesinde. Buna uygun bir portföy oluşturmak lazım. Konjonktür ne?. Yavaşlayan büyümeyi hâlâ göremedik ama yüksek enflasyon yılın ilk yarısında geçerli olacak. Bir de esasen hikayenin en önemli bacağı hisse senetleri cephesinde artan yabancı ilgisi. Yabancının da aşağı yukarı hangi sektörlere geldiğini biliyorduk. Dolayısıyla yabancı, eğer buraya gelecekse. bankalarla, holdinglerle gelecek. Seçici olup birkaç tane büyük sanayi şirketiyle başlayacak bu taraftaki yatırıma. Dolayısıyla “Portföylerde en az yüzde 50 hisse senedi ağırlığımız olsun” dedik. Birincisi, en ufak bir yabancı ilgisiyle borsanın nasıl yükselebileceğini aşağı yukarı öngörebiliyorduk. İkincisi de “Yılın yarısında enflasyon yüksek kalmaya devam edecekse, hâlâ 1,5-2 senedir alışageldiğimiz borsada enflasyon fiyatlaması bir süre daha devam edebilir” dedik. Buna uygun olarak işte bankalar, yine bu yüksek faiz ortamından nemalanan sigorta şirketleri ve yüksek enflasyon ve yavaşlayan büyüme ortamından daha az etkilenen gıda perakendecileri, iletişim, havacılık, ulaştırma gibi sektörlerin ön planda tutulması gerektiğini söyledik. Hisse senedi ağırlığının da Türkiye'nin yeni başlayan hikayesine uygun olacak şekilde en az yüzde 50 olmasını önerdik. Diğer yüzde ellilik kısımdaysa en az yüzde 30 sabit getirili enstrümanlar olması gerektiğini söyledi. Çünkü hem borsaya hem diğer yatırım araçlarına ciddi anlamda bir alternatif oluşturuyordu. “Yüzde 20 de dövize endeksli enstrümanlar bulunabilir” diye yıla başladık. Dövize endeksli enstrümanlarda da ilk sırayı gram cinsinden altına verdik.  

Sonrasında Merkez Bankası’nın kararlı ve sıkı duruşu TL’yi ciddi anlamda güçlü durmaya doğru yöneltti. Hem yerli hem yabancılar özellikle yerel seçimler sonrasında TL’ye olan ilgiyi artırmaya başladı. Bunu da zaten son dönemde Merkez Bankası’nın yoğun şekilde rezerv biriktirmesinden piyasadan dolar almasından net bir şekilde görüyoruz. Dolayısıyla ben son birkaç haftadır yine yüzde 50 hisse senedi yüzde 30 sabit getiri tarafında kalmakla birlikte dövize endeksli enstrümanların ağırlığını yüzde 10 ve altına doğru çektim. Yani bir süre en azından önümüzdeki 3-4 ay dövize endeksli enstrümanlardaki payın da TL varlıklara doğru geçirilmesini açıkçası öneriyorum. Burada da yüzde 50 hisse senedi ağırlığını yüzde 60’a çıkarmak ya da yüzde 30 sabit getiri enstrüman ağırlığını yüzde 40’a çıkarmayı öneriyorum. Bu biraz yatırımcının tercihi ve kısa vadeli piyasadaki böyle momentuma göre şekillendirilebilir açıkçası.  

Dövize endeksli enstrümanlarda pozisyon alınmamalı 

Borsa tarafında ben hâlâ yolumuzun uzun olduğunu düşünüyorum. Kısa vadeli git-geller oluşacaktır. Özellikle bankalarda yılbaşından beri dolar bazında oluşan getiriler de çok anlamlı. Dolayısıyla orada kısa vadeli bir konsolidasyon görebiliriz endeks açısından. 9.500-10.500 bandında bir süre git-geller görebiliriz ama ben özellikle yaz aylarının ortasından itibaren enflasyonda da artık hem yıllık bazda hem de aylık bazda ana eğilimin düşüş tarafına doğru geçmesiyle birlikte yavaş yavaş hisse senedi ağırlığının yüzde 60-70'lere çıkarılmasının, ama en az yüzde 30 sabit getirili enstrümanlarla yılın sonuna kadar devam etmenin uygun olacağını düşünüyorum. Bu süreçte dövize endeksli enstrümanlarda, özellikle dolar ve Euro’da doğrudan döviz pozisyonları tutulmasını çok önermiyorum açıkçası. Çünkü reel bazda beklediğimiz TL'deki değerlendirmenin ötesinde nominal bazda da TL son 1,5 aydır değer kazanmış durumda. 

TOPKAPI ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ VE EKONOMİ GAZETESİ YAZARI PROF. DR. EMRE ALKİN: 

40-50 yıldır bütçe disiplini adına yapılan hiçbir şey yok 

Enflasyonun sebepleriyle değil, sonuçlarıyla uğraştığımız ve boşa harcadığımız 5 yıldan sonra ortaya çıkan sonuca şaşırmak bence çok doğru değil. Bazı siyasetçiler, “enflasyon niye düşmüyor” diye şaşırıyor. Bakan Mehmet Şimşek, önceki gün bütçe disiplininden bahsetti. “AK Parti hükümetlerinin en önemli özelliklerinden birisi mali disiplindir” dedi. 40-50 yıldır bütçe disiplini adına yapılan hiçbir şey yok. AK Parti hükümetlerinden önce de bütçe disiplini dendi ama bütçe disiplini diye anlatılan şey şu: Maliyeciler, muazzam harcamalar yapan kamuda gelir gider hedefini tutturamayıp açık hedefini tutturduklarında buna bütçe disiplini diyor. Hiç arkası yok. Bütçe disiplini, Meclis’e sunduğun bütçe gerekçesinde belirttiğin tüm maddeleri doğru şekilde tutturmak ve aynı zamanda açık vereceksen o açıktan tasarruf edecek bazı önlemleri almaktır. Yoksa, “Ben 5 trilyonluk bütçe koydum. Af edersiniz, 7 trilyonmuş meğerse. Ama merak etmeyin. Ben burada 5,5 trilyonluk bir gelir buldum, gerisinde borçlanacağım. O yüzden bütçe açığı aynı oranda kalacak” demek bütçe disiplini değil. O yüzden maliyedeki arkadaşları aklıselime davet ediyorum. Buna bütçe disiplini denmez.  

Kalabalıkların alkışlarından çok mantıklı insanların eleştirilerini dinleyin 

İkinci uyarım şu: Mesela yüzde 5 enflasyon hedefi koyuyorsunuz. Enflasyon yüzde 30-40 oluyor. Sonra diyorsunuz ki “vergi geliri hedefini tutturduk.” Tutturursun tabii. Kalabalıkların alkışlarından çok mantıklı insanların eleştirilerini dinleyin. Kamuda tasarruf paketi açıklandığı zaman ciddiyetle dinledim. Bunların hepsi yapılırsa muazzam. Hiç eleştiri yapmam. Meblağ konusunda da eleştiri yapmam. Şu kadarına bile kamuyu razı etmek har vurup harman savuran alışkanlıklardan sonra önemli bir başarı olur. Ama sayın bakan “Yaz ayları bitince OVP’yi gözden geçireceğiz ve tasarrufun rakamsal boyutunu da bu gözden geçirmeye dahil edebiliriz” dedi. Peki ondan önceki 3 ay ne olacak? Yaz aylarında başlamayacak mı tasarruf? Paket açıklandıktan hemen sonra, 24 saat bile geçmeden, en azından kanun hükmünde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle uygulanabilecek olan tasarruf önlemlerinin talimatlandırılmış olması ve Resmi Gazete’de yayınlanmış olması lazımdı. Ne oldu şimdi? Sayın bakan, bunları bunları yapacağız dedi. Sonra da yaz aylarının sonuna işaret etti. Kamu tasarrufu projesini doğmadan öldürmemek gerekiyor.  

YATIRIM FİNANSMAN DİREKTÖRÜ NURİ SEVGEN 

Sadece Türkiye piyasasına bağlı kalmamak çok önemli 

Yurtdışında gayrimenkul yatırımı ile yabancı hisse senedi yatırımı farklı şeyler. Ama Amerika'yı yakından takip eden biri olarak söyleyeyim, Amerika'da emlak fiyatları bundan 3 sene önce ortalama en düşük ortalamada 80.000-100.000 dolardan başlardı. Şu anda 200.000-250.000 dolara çıktı. Kira gelirleri 1.500 dolardı 2.000 dolarlara çıktı, son dönemde 1.700-1.800 dolarda oturmuş bir fiyatlama var. Avrupa tarafından bayağı bir yükseldi fiyatlamalar. Bazı ülkelerde oturma izni verildiği için ciddi bir talep olduğunu duyuyorum. Genel itibariyle doğrudan yatırım çekiyor. Çünkü kur aşağıda kalıyor ve TL değerli. Örneğin iyi bir takım elbisenin fiyatı ABD’deki fiyatlara yaklaştı. TL değerli olduğu için, işçilik maliyetleri arttığı için yarı mamul maliyetleri arttığı için bunların etkilerini gözlemliyoruz. Sıradan bir restoranda ortalama bir fiyatla Avrupa'da ve Amerika'daki fiyatı karşılaştırdığınız zaman hemen hemen aynı olmaya başladı. Buna karşın şöyle bir durum var: ABD’de ve Avrupa’daki asgari ücreti dolar bazında hesaplayıp buradaki asgari ücreti dolara çevirdiğin zaman, oradaki ücretler buradakinin 7-8 katına kadar çıkabiliyor. Doğal olarak oradaki alım gücüyle bizim alım gücümüzün aynı olmaması lazım. Bu da TL’nin değerlendiğini gösteriyor. TL’nin değerlenmesi zaten en büyük sıkıntımız ihracatçı açısından. Son dönemlerde swap kanallarının yeniden açılacağına yönelik ifadeler de burada tedirgin edici. TL’nin 2018 öncesindeki gibi konvertıbl bir yapıya yeniden kavuşması TL’yi baskı altında tutabilir ve volatiliteyi artırabilir. O yüzden swap kanallarının açılmasının bir anda eskisi gibi olacağını sanmıyorum.  

Yabancı yatırımcı açısından yurt içi hisse tarafına baktığımız zaman da çok daha avantajlı şeyler var. Bir kere hisse senetleri çok derin. İkincisi taban tavan gibi marjlar yok. Yani bir hisse senedi çok daha yüksek marjlar yapabiliyor. Son günlerde Beşiktaş hisselerinde yaşadığımız o taban taban gelen hareket, serbest marj olsaydı bu kadar taban taban sürmezdi ve insanları ciddi şekilde sıkıntıya sokmazdı. Geçmişte gübre fabrikalarında, Şekerbank gibi hisselerde gördüğümüz o taban tabana hareketlerin arkasında yatan şey de bu. Ödünç piyasası açık değil, açığa satış piyasası açık değil, marjımız yüzde 10. Doğal olarak o marj temizlenmediği için her gün taban taban geliyor. Bu da tabii kullanılıyor. Doğal olarak aşağıya doğru baskı yaratılıyor ve bu büyük zararlara yol açıyor. Tabii serbest marj Türkiye gibi ülkelerde biraz zor çünkü piyasa yapıcılık sistemi çok derin ve etkili değil. Ama marjın da geniş olmaması durumunda, en azından açığa satış ve ödünç piyasasının açık olması burada işi rahatlatacaktır. Bunlar olmadığı için de yurt dışında bunlara kayışlar var.  

Yurtdışında hisse senedi aldığınız zaman, örneğin son günlerde Tesla, Apple, Amazon'dan Cisco veya Bank of America'nın hisse senetleri, bilanço beklentileri büyük hareketler yapıyor. Bunların üzerine opsiyonlar yapabiliyorsunuz. Yani sadece hisse senedini almak zorunda değilsiniz. Senelik opsiyonlarla, hisse senedi almış gibi güzel marjlar yakalayabiliyorsunuz. Riskinizi limitleyebiliyorsunuz. 10 binlerce hissenin üzerine işlem yapabiliyorsunuz. Bunlar çok önemli avantajlar.  Örneğin Ford Motor Company, Mercedes-Benz, MW gibi şirketlerin hisselerini almak buradaki hisse senetlerine göre daha ucuz olabiliyor. Apple'ın fiyat kazanç oranı buradaki şirketlerin kazanç oranından çok daha iyi durumda. Sadece Apple'ın elindeki nakit, Türkiye'nin GSMH’sinin 2 katı. O yüzden buralara yatırım son dönemlerde artmaya başladı. Bence doğru da bir yöntem çünkü yatırım anlamında sadece Türkiye piyasasına bağlı kalmamak çok önemli bir durum. Yurt dışına da Türkiye'den önemli yatırım tercihleri var. Bu da TL’nin değerlenmesinin diğer bir sıkıntısı bence. "