İz bırakmayan endüstri

Faruk GÜLER
Faruk GÜLER Kurumsal Bakış

İnsanlık, tarih öncesi çağlardan bu yana üzerinde hayat bulduğu gezegende kendine ait izler bıraktı. Arkeologlar, insanlığın Afrika’da 3.6 milyon yıl önce bıraktığı ayak izini ve ilk medeniyetin en büyük izi olan Göbeklitepe’deki kalıntıları ortaya çıkarmak için doğanın bıraktığı kalın örtüyü kaldırmak zorunda kaldı. Ancak, tarih ilerledikçe insanın yaşamından kalan izler öyle devasa boyutlara ulaştı ki; doğa ana bunları örtmek bir yana, kendi doğal döngüsünü sürdüremez hale geldi.

Doğadaki bu bozulma yaşamı tehdit edecek noktaya ulaşınca, insanlık, bu kez de bıraktığı izleri silmenin mücadelesine başladı. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan yüksek karbon emisyonunun küresel ısınmaya yol açması ve bu durumun şimdiden dünyada yaşamı tehdit etmeye başladığının kanıtlanması, yeşil ekonomiye geçişi gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler, 2008 yılı sonlarında, Çevre Programı (UNEP) ile yeşil ekonomi girişiminin çerçevesini çizdi ve yeşil sektörlere yatırım yapılması için çalışmalar başlattı. Bu konuda Kyoto Protokolü ve Montreal Protokolü gibi imzalanmış bir dizi uluslararası anlaşma ile de pek çok ülke enerji kaynağı olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmayı, yerine güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının tesisini sağlamayı hedefine aldı.

Düşük karbon ekonomisi; karbonun kısıtlandığı, fosil yakıt tüketiminin azaltıldığı bir ekonomidir. İklim değişikliğinin önlenmesi için 2050 yılına kadar karbon emisyonunun yüzde 80 azaltılması gerekmekle birlikte, ülkeler taahhütte bulundukları emisyon kesintilerinin ancak yüzde 15’ini gerçekleştirebildi. Korona pandemisi ile cılız giden bu çabalar daha da zayıfladı.

Yeşil ekonomiye geçiş konusunda liderlik AB ülkelerinde bulunuyor. Avrupa Parlamentosu, 27 Mayıs 2020’de açıkladığı 750 milyar Euro’luk iyileşme fonunun yüzde 30’luk bölümünü yeşil ekonomiye ayırdı. Çevresel harcamalar için Fransa’nın ayırdığı bütçe 30 milyar Euro iken, Almanya’nın bütçesi ise 50 milyar Euro tutarında. Çin, çevre yatırımları konusunda büyük ekonomiler arasındaki en son sırada yer alırken, ABD’nin ayırdığı bütçenin de 26 milyar dolar ile oldukça az olduğu görülüyor.

Yeşil ekonomi Türkiye'nin gündemine 2014'te girdi

Global düzeyde küresel emisyonun yaklaşık yüzde 1’ini üreten Türkiye’de, herhangi bir iklim politikası uygulanmadığı takdirde, sera gazı emisyonlarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde bugünkü değerinin 2.5 katına çıkarak, 1.2 milyar tona ulaşması öngörülüyor.

Çevre konusunu ilk olarak 1979 yılında kalkınma planları arasına alan Türkiye, 2000’li yılların başında yoğun sera gazı salınımına neden olan sektörleri belirledi ve emisyonu kontrol altına almayı kabul etti. İlk olarak 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’nda yeşil ekonomiye dayalı büyümeyi hedefleri arasına alan Türkiye, gelinen aşamada ise, gelişmekte olan ülkeler arasında Rusya’dan sonra en olumsuz tabloya sahip ülke konumunda.

Halen ülkemizde sanayi üretimi yapan işletmelerin yüzde 99’unu oluşturan KOBİ’ler, finansman sıkıntılarını sebep göstererek yeşil ekonomi için gerekli yatırımları iptal ediyor. Türkiye’de yeşil ekonomiye geçişin hızlanması için kamunun bu tür yatırımlara önemli teşvikler uygulaması gerekiyor. Devlet tarafından sağlanacak teşvik ve destekler, şirketleri yeşil uygulamaları geliştirmek için harekete geçirecektir.

Öte yandan mevcut serbest bölgeler, OSB’ler ve kümelenme alanlarının, örgütlenerek güç birliği içerisinde çevre yatırımlarını yapmaları ve bu alanlarda ağaçlandırma, emisyonu düşük enerji kullanımı, arıtma ve katı atık ayrıştırma/geri kazanım gibi projeleri hayata geçirmeleri gerekiyor. Ege Serbest Bölgesi ise, gerek yeşil elektrik kullanımına yönelmesi, gerek bölgede üretilen atıkların tamamının geri dönüştürülmesi ve gerekse yeşillendirme uygulamaları konusunda örnek çalışmalar gerçekleştirmesi bakımından iz bırakmayan endüstri hedefine ulaşma konusunda umut veriyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Göç yolları 03 Ekim 2023
Yağmurları beklerken 06 Şubat 2023
Yağmurları beklerken 02 Şubat 2023