Su da yandı

Faruk GÜLER
Faruk GÜLER Kurumsal Bakış

Meksika’da denizin 78 metre derinliğindeki su altı boru hattının patlaması sonucunda denizde çıkan yangını söndürmek için yoğun çaba harcanırken, suyun ortasındaki alevlerin tüm söndürme çabalarına direnerek yarattığı tezat görüntü bütün dünyada şaşkınlıkla izlendi. Bu olay, kirliliğin boyutu artınca ortaya tahmin edilemeyecek sonuçların çıkabileceğine güzel bir örnekti. Bu konuda bir başka örneğe Marmara’da tanık olduk. Marmara Denizi, yıllardır İstanbul, Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Çanakkale, Tekirdağ ve Yalova’nın boca ettiği sanayi ve kentsel atıklarını artık hazmedemez hale geldi ve kirliliğini musilajla kıyıya vurarak isyan etti.   

Türkiye, orman tahribatı, su kaynaklarının yitirilmesi, denizlerin ve toprağın kirletilmesi, hava kirliliği, fosil yakıtlar, atık ve çöp sorunları gibi süregiden çevre sorunlarıyla, bölgesinde küresel iklim krizinin yarattığı stresi daha da büyütmektedir. Şu an yaşamakta olduğumuz dengesiz hava koşulları ve Marmara’daki musilaj sorunlarını doğamızın üzerinde biriken bu stresin yansımaları olarak görmek gerekiyor. Tehlikenin bu kadar gözle görünür olması ise tüm bu olumsuzluklar arasındaki tek olumlu nokta aslında. Çünkü uzmanlara göre, tehlike her zaman bu kadar gözle görünür olmayabiliyor.

Sorunlar alt alta yazıldığında karamsar bir tablo ortaya çıksa da, bilimin sunduğu çözümler var. Ancak kronik hale gelen bazı sorunlar, çevre konusunda çözümlere ulaşmayı daha da geciktiriyor. En önemli tehlike ise,  'geri dönülmez noktaya gelinmeden önce' gereken müdahalelerin gecikmesi.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’in, basına yansıyan şu cümlesi Türkiye’de asıl sorunun ne olduğunu net olarak ifade ediyor: "İstanbul Boğazı’nda geri dönüşü olmayan bir çevre sorunu yaşandığına ilişkin 30 senedir sabah akşam konuştuk, fakat İstanbul bu hale geldi. Yaşanacaklar 30 sene önce çok netti. Marmara Denizi’nin öldüğünü, böyle devam ederse geri dönüşünün olanaksız olduğunu hocalarımız çok net yazdılar."

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu ülkemizde ciddi anlamda hava, su kirliliğine ve atık problemlerine dikkat çekiyor.

Rapordaki 2019 verileri,  27 ilde hava kirliliğinin, 27 ilde su kirliliğinin, 25 ilde atıkların, 2 ilde ise gürültü kirliliğinin birinci öncelikli çevre sorunu olduğunu ortaya koyuyor.  Rapor deniz kirliliği konusunda da çarpıcı veriler sunuyor. Denizlerdeki ana kirletici etken, yüzde 87 ile deşarj edilen evsel atıklar olurken, sanayi kaynaklı kirlenme en çok Marmara’da gerçekleşiyor. Trakya’nın iki önemli nehri Meriç ve Ergene sanayi ve evsel kaynaklı yoğun kirlilik taşıyarak Marmara’yı artık taşıyamayacağı kadar kirletmektedir. İstanbul, ise daha çok sanayi, maden, gemi inşa ve kentsel kirliliği ile Marmara’nın ekosistemine büyük zarar vermektedir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporu’nun yönetici özetinde de belirtildiği gibi;  ülkemizde kirlilik önleme yükünden kaçınılarak yürütülmeye çalışılan kalkınma çabalarının sonucunda çok daha büyük maliyetlerle kentlerimizde, denizlerimizde, nehirlerimizde ve ormanlarımızda karşılaşmaktayız.

Avrupa Yeşil Mutabakatı yol haritası olmalı

Küresel iklim değişikliğinin ülkemizin ekolojik dengesinde yarattığı stresi,  kendi elimizle derinleştirdiğimiz gerçeğini kabul etmek ve artık daha keskin çözümler üretmek zorundayız. 2050 yılına kadar AB’yi net sera gazı emisyonlarının olmadığı, kaynak açısından verimli ve rekabetçi bir ekonomiye sahip adil ve müreffeh bir topluma dönüştürmeyi amaçlayan yeni bir büyüme stratejisi sunan Avrupa Yeşil Mutabakatı bu anlamda Türkiye için de bir yol haritası olmalıdır. Avrupa Yeşil Mutabakatı  hedeflere ulaşmak için, ekosistemlerin korunması ve eski haline getirilmesine, kaynakların sürdürülebilir kullanımı ile insan sağlığının iyileştirilmesine verilen değerin arttırılmasını esas almaktadır. AB’ye ihracat yapan Türk firmaları da, pazarlarını kaybetmemek için gelecek bu yeni standartlara uymak zorunda kalacaktır.

Bizim de, yeşil bir ekonomiye sahip adil ve müreffeh bir toplum olarak çevrenin korunmasını esas alan yeni bir büyüme stratejini uygulamamızın zamanıdır artık. Yurt edindiğimiz, dünyanın bu cennet köşesi bu özeni fazlasıyla hak ediyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Göç yolları 03 Ekim 2023
Yağmurları beklerken 06 Şubat 2023
Yağmurları beklerken 02 Şubat 2023