Egeli sanayiciye göre ekonomi için 12 risk var

“Anadolu iş dünyası 2024’ten neler bekliyor?” isimli yazı dizimizin üçüncü gününde, Ege Bölgesi oda, borsa ve ihracatçı birliği başkanlarının görüşlerine yer verdik. Bölgedeki oda ve borsa başkanları, sanayicilerin yılın ikinci yarısı için karamsar olduğunu dile getirilirken, “İyileşmenin başlayacağını düşünüyoruz” diyerek umutlarını da koruyorlar.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Egeli sanayiciye göre ekonomi için 12 risk var

Egeli sanayiciler gibi ihracatçılar da 2024’ün zor bir yıl olacağını düşünüyor. 2023 yılında mevcudu koruma hedefi koyan Egeli ihracatçılar, bu hedeflerini yerine getirdiklerini, yüksek enflasyon ortamının süreceği 2024 için de aynı hedeflerinin olduğunu belirtiyor. Ancak, 2023’te enerjileri tükenen ihracatçılar bunun kolay olmayacağını dile getiriyor.


Ege Bölgesi’ndeki sanayici yılın ilk yarısı için karamsar. Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, yaptırdıkları ankete işaret ederek, üyelerinin de “Davos’un baş ekonomistleri gibi” oldukça kötümser olduklarını söyledi. Yorgancılar, “Ankete göre firmaların yüzde 46’sı 2024’ün ilk yarısında içerde ekonominin kötü olmaya devam edeceğini, yüzde 35’i daha da kötü olacağını düşünüyor” dedi. Yorgancılar, yaptıkları çalışmada ekonomi için 12 risk belirlediklerini de belirtti.

İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, “2023 yılı zordu. 2024 ilk yarıda da bu zorluğun devam etmesi normal. Eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa 2024’ün ikinci yarısından itibaren en kötüyü geride bırakacağımızı ve iyileşmenin başlayacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, “2023’te mevcudu koruyabildik. 2024’te de hedefimiz bu olacak. İhracatta minimum yüzde 10 artışı yakalamak zorundayız. Maalesef ihracatta yüzde 10 artışı yakalayacak ekonomik iklimin çok uzağındayız” dedi.

EGE BÖLGESİ SANAYİ ODASI BAŞKANI ENDER YORGANCILAR:

Yavaşlamayı hissettik, üyelerimiz 2024 için karamsar

Odamızın yılda 2 kez yaptırdığı ekonomi anketinde firmaların yüzde 40’ı iç pazarda siparişlerinin
değişmediğini bildirdi.

2024’te dünya ekonomisini bekleyen pek çok küresel risk yanında Türkiye özelinde de pek çok risk bulunuyor.

Biz bunları 12 maddede topladık.

Şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Ekonomi yönetiminde olası değişiklik

2- Değişmese dahi, enflasyonla mücadelenin yarım kalması

3- Artan jeopolitik risklerin yaratacağı askeri, siyasi, ekonomik sorunlar

4- AB’de talep daralmasının devam etmesi

5- Doğal afetler

6- Yabancı yatırımcıların çekincelerini artıran hukuki kararlar

7- Artan gelir dengesizliği ve yoksullaşmanın toplumsal konuları tetiklemesi

8- Borcu olan ve nakit dengesi bozulan KOBİ’lerin neden olacağı sorunlar

9- Kapanma olmasa dahi yeni salgın riskleri

10- İstihdam piyasasında arz-talep dengesizliği

11- Beyin göçü

12– Mülteci ve göçmen politikası

Güncel sıkıntılardan biri olan savaştan dolayı Rusya’dan para transferlerinde yaşanan sorun şimdilik tekstil, hazır giyim, ayakkabı ve gıda sektörlerinde giderildi. Ancak, diğer sektörler için de ihracat bedellerinin alınması sağlanmalı.

Davos Ekonomik Forumu’nda baş ekonomistler özelinde yapılan ankete ilişkin birkaç sonuca bakmakta fayda var. Bu ankette küresel ekonominin gelecekteki durumuna ilişkin katılımcıların yüzde 53’ü biraz daha zayıf olacağını; gelişmiş ekonomilerin çoğunda işgücü piyasası koşullarına ilişkin katılımcıların, yüzde 60’ı gevşeyeceğini; gelişmiş ekonomilerin çoğunda finansal koşullara ilişkin katılımcıların yüzde 60’ı gevşemeye başlamış olacağını, üretken yapay zekanın (ChatGPT gibi araçlar) ticari açıdan bakıldığında katılımcıların yüzde 40’ı yıkıcı olacağını ifade etmişler.

Diğer bir soru da “2024’te aşağıdaki coğrafyalarda ekonomik büyüme beklentiniz nedir?” şeklinde. Güney Asya, Doğu Asya ve Pasifik için büyüme beklentileri hâkim iken, yaklaşık yüzde 77 oranında AB için büyümenin zayıf olması bekleniyor. Bu yeni pazar arayanlar için incelenmesi gereken bir grafik. Davos’ta baş ekonomistlere benzer bir soru sektörler için de sorulmuş. Bilgi teknolojisi ve dijital iletişim, madencilik (fosil yakıtlar hariç), tıbbi, sağlık ve bakım hizmetleri ile düşük karbonlu enerji alanları en fazla pozitif görünüme sahip sektörler olarak değerlendirilirken; perakende ve toptan satış tüketim malları, fosil yakıtlı enerji ve malzemeler ile finansal, profesyonel, emlak hizmetleri negatif görünüme sahip alanlar olarak çıkmış.

EBSO üyeleri küresel yavaşlamayı hissetti

EBSO olarak biz de üyelerimiz arasında bir anket gerçekleştirdik. Odamızın yılda 2 kez yaptığı ekonomik değerlendirme anketinde de firmaların yüzde 40’ı iç pazarda siparişlerinin değişmediğini, yüzde 32’si farklı oranlarda da olsa arttığını bildirdi. Sadece yüzde 28’i azalış bildirdi. Firmaların yüzde 37’sinin dış pazarda siparişleri değişmezken, yüzde 34’ünde azalma, yüzde 30’unda da artış gerçekleşti. Genel olarak değerlendirdiğimizde siparişlerde yaklaşık üçte bir oranında artış ve azalış söz konusu olmuş ki, bu da 2022 yılına göre durumun kurtarılmaya çalışıldığını ortaya koyuyor.

“2023 yılında üretiminiz, küresel yavaşlamadan nasıl etkilendi?” sorusuna üyelerimizin yüzde 45’i üretimlerinin azaldığını, yüzde 31’i değişmediğini, yüzde 24’ü de arttığını bildirmiş. Yani, küresel yavaşlamayı üyelerimiz neredeyse yarı yarıya hissetmiş gibi görünüyor.

Üyelerimiz de tıpkı Davos’un baş ekonomistleri gibi oldukça kötümser. Firmaların yüzde 46’sı 2024’ün ilk yarısında içerde ekonominin kötü olmaya devam edeceğini, yüzde 35’i daha da kötü olacağını düşünüyor. İyileşme umudunu taşıyanların oranı sadece yüzde 19. Üyelerimizin yarısı dolar/TL kurunun 40’ın üstüne çıkacağı öngörüsünde bulunmuş. Üyelerimizin yüzde 43’ü de yılsonu enflasyonun yüzde 60 ve üzeri olacağını düşünüyor. OVP’de enflasyon beklentisinin yüzde 33 olduğunu da hatırlatalım. Anketimize bakınca kesinlikle yüzde 30’larda bir beklenti olmadığını net olarak görmekteyiz.

İZMİR TİCARET BORSASI BAŞKANI IŞINSU KESTELLİ:

Hedefler gerçekçi ama ihtiyat payı ihmal edilmemeli

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Türkiye, üretim gücü çok yüksek, krizlere ve yapısal sorunlara rağmen
çarkları dönen bir ülke.

2023 yılı zordu. 2024 ilk yarıda da bu zorluğun devam etmesi normal. Eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa 2024’ün ikinci yarısından itibaren en kötüyü geride bırakacağımızı ve iyileşmenin başlayacağını düşünüyoruz. Ama bu iyileşmenin, Türkiye’nin potansiyeli olan yüzde 6 ve üzeri büyümeye ancak 2026 ve sonrasında izin vereceğini öngörüyoruz. 2024 dâhil, gelecek 3 yıl için ortalama yüzde 4,5 büyüme öngören OVP hedeflerini gerçekçi buluyoruz.

İş ve yatırım ortamına gelince… Herkes finansmana erişimin bir süre daha zor olacağını, enflasyondaki kalıcı düşüş için zamana ihtiyaç olduğunu, üretim maliyetlerindeki ciddi artışlara karşın pazarlarda rekabetin giderek çetinleşeceğini öngörerek plan yapmalı. Enflasyon ve faizler tek haneye doğru inişe geçmeden yatırım ve istihdamda olağanüstü bir artış beklemek gerçekçi olmaz. Türkiye, çifte açık problemini azalttığı anda ekonomi iyileşme yoluna girmeye başlayacaktır.

Krizlere rağmen çarklar dönüyor

Şunu memnuniyetle söylemek isterim ki Türkiye, üretim gücü çok yüksek bir ülke. Krizlere ve yapısal sorunlara rağmen çarklar dönmeye devam ediyor. Evet, sanayi üretiminde son 1,5 yıldır bir kan kaybı var ama bu telafi edilebilir. Dikkat edilmesi gereken, ileri teknoloji ürünlerdeki kaybın yüksek olması. Şunu hep söylüyoruz: Bu asrı Türkiye Yüzyılı yapmak istiyorsak, tarımdan sanayiye her alanda teknoloji devrimini başarmak zorundayız. Orta gelir tuzağından ancak bu şekilde kurtulabiliriz.

Tarım ve hayvancılık için ayrı bir parantez açmaya ihtiyaç var. Ülkemizde sosyal dengenin teminatı tarım ve hayvancılık, uzun süredir ekonomideki ortalamanın altında büyüyor. 2021 sonunda yüzde 5,5 ile GSYH içindeki payı tarihi dip seviyeye indi. 2023 yılının ilk üç çeyreğinde bu payın yeniden yüzde 6,7’ye çıkması sevindirici. Ama bizim tarım ve hayvancılıkta ihtiyacımız olan şey, sürdürülebilir yüksek büyüme. Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dışa bağımlılığı azaltmayı, üretici refahını sağlamayı, iklim kriziyle mücadeleyi önceleyen 5 yıllık stratejik planının kararlı şekilde hayata geçirilmesini çok önemsiyoruz.

Seçimlerin ülke ekonomisi ile ilişkisindeki bağ, geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde düştü. Maliye Bakanı Şimşek, en yetkili ağızdan seçim ekonomisi uygulanmayacağını açıkladı. Başkanlık sisteminin merkezileştirdiği yönetim yapısının, siyasetteki mikro değişimlerin etki gücünü azalttığını ülke olarak deneyimliyoruz. Yerel seçimlerde statükonun korunması da olası bir değişim de makro ekonomide çok büyük etki yaratmayacak. İşlerin, ikinci yarıdan itibaren nispeten hareketlenmeye başlayacağını beklemek rasyonel olur.

Enflasyon şirketler için tehdit

Yüksek faiz ve enflasyon, tüm şirketler için önemli bir tehdit. Maliyetleri kontrol etmenin, pazar penetrasyonunu devam ettirmenin zor olduğu bir dönem. Halkın refah gücü kaybı ve küresel tehditler de işleri zorlaştırıyor. Yatırım ve risk iştahının azaldığı bir dönemden geçiyoruz. TOBB, geçen yıl kurulan şirket sayısının yüzde 8,3 azaldığını, kapanan şirket sayısının yüzde 11,7 arttığını açıkladı. Enflasyon muhasebesi başta olmak üzere, alınan önlemler bir direnç sağlayacaktır ama bu dönemin işletmelerimiz için yıpratıcı bir süreç olduğu yadsınamaz. Teknolojiye ayak uyduramayanların işlerinin kötüye gideceğini söylemek kehanet olmaz.

Enflasyonla mücadelenin bir faturası var ve bu yükün adil dağıtılması çok önemli. Geride kimseyi bırakmamak şart. Ülkenin üretim gücünü koruyup geliştirmek ve geniş kesimlerin refah kaybını kademeli olarak telafi etmek birlikte yürütülmeli. Bu süreçte devletin reform kararlılığını göstermesi ve bunu yaparken kamuda tasarrufla güven vermesi çok kıymetli.

Kur ve enflasyon tahmini yapan kurumları ve beklenti anketlerini yakından takip ediyoruz. Merkez Bankası’nın son beklenti anketinde 2024 sonu kur öngörüsü 40 TL çıktı. OVP’nin 2024 sonu enflasyon hedefi ise yüzde 33. Bu tahminleri makul bulmakla birlikte, küresel gelişmelerin etkisiyle ihtiyat payının ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

EGE İHRACATÇI BİRLİKLERİ KOORDİNATÖR BAŞKANI JAK ESKİNAZİ:

2024 ihracatçı için mevcudu koruma yılı olacak

Türkiye’nin 2024 yılı için belirlediği 267 milyar dolar ihracat hedefinin 260 milyar dolarını yakalaması başarı olacaktır.

2023 yılı Cumhuriyetimizin 100. yılı olması nedeniyle bizlerin daha fazla anlam yüklediği bir yıldı. 2023 yılına girerken sizlerle yaptığımız değerlendirme toplantısında ekonomik göstergeleri ve mevcut koşulları dikkate alarak “2023 yılında mevcudu korumak hedefimiz olacak” demiştim. 1 yılın sonunda karşınıza geldiğimizde ihracat rakamlarımızda mevcudu koruyabilmiş olmanın buruk mutluluğunu yaşıyoruz.

2024’te de hedefimiz mevcudu korumak olacak. Ancak, bu kolay olmayacak. İhracatçılarımızda 2023 yorgunluğu var. Sermayelerimiz azaldı. Enerjimiz tükendi. 2024 yılının ilk yarısında yüksek enflasyonist ortamın süreceği anlaşılıyor. Maliyet artışları sonrasında nihai ürünlerimizi daha yüksek fiyatlara müşterilerimize teklif etmek durumunda kalıyoruz. 2024’e zam yağmuru ile girdik. Son maliyet artışlarıyla nihai ürünlerimizde yüzde 15-20’lik fiyat artışları olacak. Tabii bu artışı her müşterimize kabul ettirmemiz mümkün değil. Müşteri kayıpları yaşamamız büyük olasılık. Yani 2024, çok parlak bir yıl olmayacak.

Acı ilaç olmalı, ama ölümcül olmamalı

2024 enflasyonu kontrol altına almamız gereken bir yıl. Bunun için acı ilacı içmemiz gerekiyor. Ama ilaç ölümcül olmamalı, sosyal dengeler bozulmamalı. 2024 aynı zamanda seçim yılı. Bu şartlarda enflasyonu düşürme görevi olan Merkez Bankası’nı zorlu bir süreç bekliyor. İşi çok zor. Türkiye’nin yatırım yapması lazım. Ama son 2 yılda sermayeler yara aldı. Yatırımcılarda tedirginlik var. Yeni kolaylıklar getirilmesi gerekir. İş hayatına yeni sektörler, yeni iş yapış şekilleri geliyor. Yeni yatırımlar bu gidişata göre kurgulanmalı. Türkiye’nin rekabetçi olabilmesi için yatırımlara devam etmesi lazım.

İhracatta yüzde 10 artış lazım ama zor

Türkiye’nin 2024 yılı için belirlediği 267 milyar dolar ihracat hedefinin 260 milyar dolarını yakalaması başarı olacaktır. Toplum olarak orta gelir tuzağından kurtulmamız için ihracatta minimum yüzde 10 artışı yakalamak zorundayız. Maalesef ihracatta yüzde 10 artışı yakalayacak ekonomik iklimin çok uzağındayız. Pek çok neden var. Bazılarını öngörebiliyorduk ama öngörmediğimiz zorluklarla da karşılaştık. 6 Şubat depremi öngöremediğimiz etkenlerin başında geliyordu. Deprem ihracatımızın 6 milyar dolar kayıp yaşamasına yol açarken, Türk ekonomisi 100 milyar doların üzerin-de bir kaynağı bu 11 ilimizin tekrar ayağa kalkması için ayırmak zorunda.

2023 yılında en büyük ihraç pazarımız AB’deki resesyon, Türkiye’de seçim, yüksek enflasyon, savaşlar ihracatımızı olumsuz etkileyen faktörlerin başında geldi. Yine de arı gibi çalışmaya devam ettik.

2023’ten itibaren aşamalı olarak devreye giren AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) kapsamı, 2024 yılında plastik, cam, kâğıt ve kauçuk ürünleriyle genişleyecek. İhracatçıların SKDM’den etkilenme düzeyi de artacak. Tedarik zincirinin her aşamasını etkileyecek olan SKDM ile karbon kaçağı riski olan sektörlerde ithal ürünler için sınırda vergi uygulanacak. Çimento, alüminyum, gübre, demir-çelik ve elektrik gibi sektörlerde uygulama başladı. Bu konuda yeni stratejilerin ve yapılanmaların oluşturulması gerekiyor.

2022 için “Altın Yıl”, 2023 için “Kayıp Yıl” söylemlerimiz olmuştu. 2024 yılı için de “Ümit Yılı” tanımlaması yapmak istiyorum. 4 çeyrekte farklı beklentilerimiz var. İlk çeyrekte yerel seçimler, yüksek enflasyon, dünya ekonomisindeki durgunluk ve savaşlar nedeniyle zorlu geçecek. Döviz kurları üzerinde baskı, kredi musluklarının açılamaması durumu, dış kaynak gelmeme riski sürecek. İkinci 3 ayda bu parametrelerde hareketlenme bekliyoruz. Döviz kurlarında ve kredi musluklarında hareketlenme başlayacak. Birden hızlı hareket olmaz. Çünkü enflasyon devam edecek. Döviz kurlarındaki baskı nedeniyle ithalat artışı da sürecek. Bu çeyrekte döviz kurlarında ve finansmana erişimde bir rahatlama bekliyoruz. İhracatçı bir ümitle fiyatı tahmin ederek ona göre fiyat verecek. Bu yılın üçüncü çeyreğini toparlanma dönemi olarak görüyorum. Bu dönemde ihracatçı için artık taşlar rayına oturacak, fiyatlar daha rasyonel ve daha sağlıklı verilebilecek. İhracatçı biraz daha önünü görebilecek. Dördüncü çeyrekte ise belki hafif hafif kar etme dönemi başlayacak. Tüm bunlar 2024 için çizdiğimiz iyimser tablo. Hem mevcudu koruyacağız hem de ümit edeceğiz. Başka çare yok. İhracatçı için yıl karamsar başlayacak ama sonunda ferahlık var. Türkiye kaybettiği döviz kuru avantajını geri kazandığı takdirde 2025’ten itibaren önümüzü daha rahat görürüz.

Orta vadeli plan sonundaki 302 milyar dolarlık ihracat hedefi rahat gerçekleşir diye öngörüyoruz. Ekonomik tablo kötü olabilir. Ancak ümidimizi yitirmiyoruz. Cumhuriyetimizin birinci yüzyılında olduğu gibi ikinci yüzyılında da büyümenin anahtarı yine ihracat olacak.