İlçelerimizle topyekun kalkınmamız gerekiyor

Konya Sanayi Odası (KSO) tarafından EKONOMİ gazetesi iş birliğiyle ilk defa düzenlenen Ekonomi Forumu’nda, kentin ekonomik faaliyetlerine ve sanayisinin geleceğine ilişkin gelişmeler konuşuldu. KSO Başkanı Mustafa Büyükeğen, “Konyamızın sanayi odaklı yeni kalkınma stratejisini, ilçelerimizle birlikte geliştirmek zorundayız” diye konuştu.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
İlçelerimizle topyekun kalkınmamız gerekiyor

Muhammet Yiğitoğlu / Konya

Konya’nın 50 yıldır önemli bir sanayileşme mücadelesi vererek, Türkiye’nin öncü sanayi şehirlerinden biri haline geldiğini dile getiren Konya Sanayi Odası (KSO) Başkanı Mustafa Büyükeğen, TEPAV ile birlikte hazırladıkları “Konya İçin Yeni Bir Kalkınma Stratejisi” araştırmasının raporunda öne çıkan konuların altını çizerek, “Orta Anadolu’da Konya merkezli yeni bir sanayi aksı oluşturularak, Marmara Havzası’ndaki yatırımlar planlı bir şekilde bu akslara kaydırılmalı. Konyamızın sanayi odaklı yeni kalkınma stratejisinde ilçelerimizin rolü geliştirilmeli. Şehrimizin yetenek havuzunu mutlaka ama mutlaka genişletmek zorundayız” dedi.

Konya’da ilk defa gerçekleştirilen Konya Ekonomi Forumu, Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, KSO Başkanı Mustafa Büyükeğen, KSO Meclis Başkanı Memiş Kütükcü, AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, MÜ- SİAD Konya Şube Başkanı Hilmi Kağnıcı, Konyalı sanayiciler ve çok sayıda davetlinin katılımı ile gerçekleştirildi.

“Yatırımlar için öncelikli adres ilçe OSB'lerimiz olmalı"

Forumda yaptığı konuşmada Konya’nın yeni bir sıçrama tahtasında olduğuna ve buradan daha yukarıya gidebilmek için yeni ve sürdürülebilir bir kalkınma stratejisine ihtiyaç olduğuna dikkat çeken KSO Başkanı Mustafa Büyükeğen, yeni dönemde ilçelerdeki organize sanayi bölgelerini de kapsayan bir sanayileşme modeli ortaya koymak istediklerini dile getirdi. Marmara Havzası’nın depremler ve afetlere karşı kırılganlığının, ülkemizin ekonomi güvenliğini ciddi oranda tehdit ettiğini ve Orta Anadolu’da Konya merkezli yeni bir sanayi havzası oluşturularak, sanayi yatırımlarının buralara kaydırılmasının önemine vurgu yapan Başkan Büyükeğen, “Bu yeni sanayi havzasının hem Marmara Havzası’nın yükünü hafifl eteceğini hem de ülkemizin ekonomi güvenliğine ciddi anlamda katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Konyamızda 12 organize sanayi bölgemiz var. Biz Konya Sanayi Odası olarak artık, Konyamızın ilçelerini ve ilçe OSB’lerimizi de kapsayan bir sanayileşme modeli ortaya koymak istiyoruz. Gerek Marmara Havzası’ndan gelecek yatırımların, gerekse Konyalı sanayicilerimizin yapacağı yeni yatırımlar için öncelikli adres; ilçe OSB’lerimiz olmalıdır görüşündeyiz. Yani raporumuzda Konya’mıza, ilçelerimizle birlikte, üretim odaklı topyekun bir kalkınma modeli öneriyoruz. Tabi tüm bunlara sadece yatırım, yani fabrika olarak bakmamalıyız. Şehrimizin yetenek havuzunu, ilçelerimizle birlikte geliştirmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

“Yeni yatırımların ilçelerle yapılması önemli" 

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da, ilçelerdeki organize sanayi bölgelerine yatırım yapmanın ve sanayi alanları oluşturmanın önemine dikkat çekti. Belediye olarak ekonominin gelişmesi ve istihdamın artmasının en önemli gündem maddeleri olduğunu söyleyen Altay, “Belediye ve iş dünyası birbirinden ayrılmaz ikililer. Her konuşmamda belirttiğim gibi şehirde belli bir ekonomik büyüklüğe ulaşılamamışsa, insanlar kendi yeteneklerine göre iş bulamıyorlarsa şehri ayakta tutmak çok zor. Şehrin nüfusunu tutmak ve yetişmiş insan kaynağının şehirde yaşamasını sağlamak için belediyecilik faaliyetlerinin içindeki en önemli gündem maddelerinden biri de mutlaka ekonominin gelişerek istihdamın artırılması. Artık Konya merkezde yeni sanayi alanları oluşturmak yerine, mevcutların ekonomik katma değerlerini yükseltmek, nitelikli insanların çalışacağı alana çevirmek ve ilçelerde istihdamın olduğu yerde yeni sanayi alanları açmak şehrimizin en önemli menfaatlerinden birisi olacaktır” diye konuştu. Konya’ya yüksek teknoloji kazandırılması adına Konya Teknoloji Endüstri Bölgesi’nin kurulmasının önemli olduğuna değinen Başkan Altay, bölgeye yeni yatırımların yapılacağı müjdesini vererek şunları söyledi: “Aselsan Konya ile güzel başlangıç yapılması şehrimiz için önemliydi. Savunma sanayi firmalarının burada yatırım yapması için çaba sarf ediyoruz.”

“Sanayi odamızın girişimleri takdire şayan"

Konya Valisi Vahdettin Özkan ise, Türkiye’nin en seçkin ekonomistlerinin Konya’da bulunduğunu ve Konya’da böyle bir organizasyonun düzenlenmesinden büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Özkan, “Ülkelerin ve insanların ihtiyacı nedir? Bunların sağlıklı bir şekilde analizlerinin yapılması, stratejilerin belirlenmesi ve daha sonra bu stratejileri ve faaliyetleri yapacak birimlerin etkileşiminin, iletişiminin olması çok önemli. Sanayi odamızın bu noktadaki girişimleri takdire şayan. Türkiye’nin en seçkin ekonomistlerinin ilimize gelerek, şehrimizin kalkınmasına yönelik yapılması gerekenleri, her birimize düşen görevleri anlatması, böyle bir çalışmanın olması yüksek derecede katma değer oluşturur diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Kolay para kazanmayı zorlaştırmamız gerekiyor 

Konya Ekonomi Forumu kapsamında EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, “Yakın Gelecekte Reel Sektörü Neler Bekliyor” başlıklı konuşmasında öngörülerini paylaşırken, EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar da, “Yeni Dönemde Firmalar Finansal Riskten Nasıl Korunacak” temalı konuşmasında riskten korunma stratejilerini anlattı.

Ekonomik olarak zor bir dönemin sonuna geldiğimizi belirten Hakan Güldağ, “Ekonominin dengeleri açısından sıkıntılı bir dönemden geçtik ama bu dönemde iş dünyası yüksek enfl asyonun içinde olsa da cazip kredilerle nefes alabildi. Özellikle 4 Haziran’dan sonra kolay olmasa da akıl yoluna tekrar bir dönüş oldu. Finansal olarak rezervlerin arttığını görüyoruz. Finansmana erişim kolaylaştı ama faizler çok yükseldi. Çoğu sanayici bu durumda zorlanıyor. Her sektörde aynı durum yok ama herkes bu problemlerden payını alıyor. Çalışmayı artırdıkça zarar edildiğini görüyoruz çünkü ödemeler vadelenmiş durumda. Döviz kurundaki beklentiler de üreticiyi tedirgin ediyor. Üreticiler üretime devam ettiklerini ama çok zorluk çektiklerini belirtiyor. Global olarak problemler olsa da Konya’da durum daha iyi gibi görünüyor. Orta ve yüksek teknolojide Konya’nın müthiş bir fırsatı var” dedi.

“Konkordato ilan eden kendini koruyor"

Piyasalarda oluşan istikrarın etkisinden söz eden Hakan Güldağ, özellikle konkordato kararlarına dikkat çekerek, “Enfl asyon zirve noktayı buldu ve hazirandan itibaren düşüşe geçeceği görülüyor. Bundan birkaç ay sonra enfl asyonun düşmesi ile birlikte politika faizini sorgulamaya başlayacağız. Yani eylülden itibaren Türkiye’nin gündemine politik faiz indirimi girecek. Yaz döneminde turizmi iyi değerlendireceğimizi düşünüyorum. Dışardan para girişindeki artış, içeride ise dövize olan talebin azalmasıyla kurlar dengelendi. Fakat ihracatçıya yeterli desteğin de verilmediğini gözlemliyoruz. İhracatçı desteklenmediği takdirde mevcut şartlarla iş yapmayanlar kendilerini konkordatoya atmaya çalışıyor. İlk beş ayda hemen her sektörde 500 civarında konkordato var. Bu yıl ciddi bir rekor kırılabilir. Konkordato ilan eden şirketler kendini koruyor ama o şirkete çalışan diğer şirketler problem yaşamaya başlıyor. Konkordato kararları verilirken daha dikkatli olunarak bu durumun da önüne geçilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

"İhracatçı desteklenmeli"

Firmaların risklerden korunmak için mevcut şartlara akıllıca adapte olmaları gerektiğini belirten Vahap Munyar ise, “Bizim sanayimizin en büyük hastalığı fizibilite yapmak yerine görerek karar vermek. Türkiye pandemi döneminde doğru bir kararla sanayide çarkları açık tutarak çalışmaya devam edince sandık ki öyle devam edecek. O dönem konuştuğum bir hazır giyim üreticisi iki yıllık üretiminin dolu olduğunu söylemişti. Fakat pandemi sonrası bu hareket yavaşladı. Bu yavaşlamaya adapte olamayanalar problem yaşıyor. Hele bir de o dönemde kredi ile çalışıldıysa yapılan iş tamamen yüke dönmüş oldu” dedi. İhracatçıların desteklenmesi gerektiğini ifade eden Munyar sözlerine şöyle devam etti: “Katma değerli ve markalı ihracat yaparsanız fiyat oturumunuz daha kolay olabilir. Bundan birkaç ay önce yurtdışında birçok mağazası olan tekstil sektöründeki bir dostumuzla yaptığımız sohbette yurtiçindeki üretimin yüzde 30’lara kadar düştüğünü söyledi. İhracatçıyı destekleyecek başka bir formül bulunması lazım.”

"İhracatla büyümeye çalışan bir ülkeyiz"

Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası (TSKB) Direktörü ve Baş Ekonomist Dr. Burcu Ünüvar’ın, “Ekonomi ve Piyasa Perspektifinden Küresel Yeşil Dönüşüm ve Türkiye’ye Etkileri” başlığıyla sunum yaptığı Konya Ekonomi Forumu’nda, Avrupa Birliği (AB) Yeşil Mutabakatı’nın bugün olduğundan daha da fazlasını getireceğini belirtti. Ünüvar, “Dünyayı kirletenler kendi davranışlarından vazgeçmek yerine diğerlerin yanlışlarını düzeltmesini istiyorlar. AB Yeşil Mutabakatı aslında bir ticaret bariyeridir. Ama bu bariyer inmeyeceği gibi bunun gibi başka bariyerler de gelecek. Biz ihracatla büyümeye çalışan bir ülkeyiz. O zaman bu konu bizi doğrudan ilgilendirir” şeklinde konuştu. İklim değişikliği ile ilgili dönüşümlere hazırlıklı olunması gerektiğini hatırlatan Ünüvar, “Avrupa’da iklim değişikliğinden dolayı kış turizmi yapılan yerlerde kayak pistleri artık bisiklet pistlerine çevriliyor. Çünkü kar yok. Yapay kar makinelerini çalıştırmak için gereken su da bitti. İklim değişikliğinin getirdiği afetler ve o afetlerle başa çıkma maliyetleri de artıyor. İklim değişikliğinin getirdiği yeni durumlara karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bırakın turizm dönüşümlerini, okulların açılış tarihini bile değiştirmemiz gerekecek fakat biz bu değişimlere henüz hazır değiliz” dedi.

“Karbon fiyatlaması ile Türkiye'nin ihracatı etkilenecek"

Yeşil dönüşümün olumsuz etkilerini dile getiren Burcu Ünüvar sözlerine şöyle devam etti: “Yeşil dönüşümün yan etkileri var. Her birimiz yenilenebilir enerjiye yöneldiğimizde bakıra talep artıyor. Bu da talep enfl asyonu yaratıyor. Yıllardır yeşil dönüşümün ekonomiye etkisini takip ediyoruz. Bu konu doğrudan hayatımızı etkiliyor. İklim riskleri daha yüksek olan ülkelerin yurtdışı borçlanmaları daha fazla oluyor. Bu yüzden aynı zamanda maliyetli de bir konu. Ekosistem krizinin hayatımıza getirdiği her türlü değişimin piyasa değeri olarak bir karşılığı var. Karbon fiyatlaması yapıldığında Türkiye’nin ihracatı etkilenecek. Bazı firmalarımız zarar görecek bazı firmalarımız öne çıkacak ona göre borçlanma maliyetleri değişecek. Bunu son anda hesaplamaya başlarsanız çok iyi durumda olmayabilirsiniz. Fakat bugünden hazırlanırsanız karlı çıkarsınız. Ayrıca bizim ucuz iş gücü değil temiz iş gücü olmamız lazım. Bu her anlamda sizi karlı hale getiriyor.”

"Esas sorunumuz güven sağlayabilmek"

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Eski Başkan Yardımcısı ve EKONOMİ Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Fatih Özatay ise, “Para Politikası Yeteri Kadar Sıkı Mı? Sıkı Para Politikası İhracatçıları Nasıl Etkileyecek?” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Uygulanan para politikalarını değerlendiren Özatay, “Dünya bankası ülke sıralamasında dört lig var. Yüksek gelirli ülkeler birinci lig, orta-yüksek gelirli ülkeler ise ikinci lig seviyesinde. Biz ikinci ligdeyiz ve bir türlü birinci lige çıkamıyoruz. Dolayısıyla anlatacaklarım ikinci lige tutunmakla alakalı olacak. Merkez Bankası’nın belirlediği enfl asyon hedefl eri var. Türkiye’de enfl asyonun belirleyicisi döviz kuru. Yurtdışından gelen sermayeye bağımlı bir ülkeyiz. Cumhuriyetin ilk yüzyılında ortalama yüzde 54 enfl asyon yaşamış bir ülkeyiz. Dolayısıyla kur bizim için çok önemli. Fakat esas sorunumuz güven sağlayabilmek. Güven sağlandığı zaman enfl asyonu tutabilmek çok da maliyetli olmayabilir. Burada uygulanan planın içeriği çok önemli. Şu anda uygulanan program hedefl ere doğru ilerlese de çok eksiği olan bir program” dedi.

"Ek adımlar atılmalı"

Uluslararası piyasalarda güven sağlamanın yollarından bahseden Fatih Özatay, “Ne yazık ki deprem harcamaları ve seçim harcamaları nedeniyle bütçe açığımız çok yüksek bir yerde. Orta vadeli programa göre 2024’te bütçe açığının milli gelirin yüzde 6,4 üzerine çıkması bekleniyor. Bu rakam çok yüksek. Fakat önlem alınmazsa bu rakamın milli gelirin yüzde 8’inin üzerine çıkması da bekleniyor. Önlemlerin mutlaka en hızlı ve etkili şekilde alınması gerekiyor. Türkiye’de 2025 yılında enfl asyonu yüzde 14’e indirmek için bunlar yetmez. Merkez Bankası Başkanı’nın ansızın görevden alınmayacağına dair herkesin ikna olması gibi ek adımlar gerekiyor. Yani Merkez Bankası’nın politik bağımsızlığının oluşturulması gerekiyor. Bunu Anayasa Mahkemesi aldığı kararla sağladı ama aslında programda olması gerekirdi. Uluslararası güvenin sağlanması için TÜİK’in yapısını değiştirilmeli ve daha bağımsız bir yapıya getirilmeli. Ayrıca Eylül 2021’den Mayıs 2023’e kadar olan dönemdeki istatistiklerin gözden geçirilmesi yararlı olabilir. Bir G20 ülkesi olarak yolsuzlukların önüne geçilmesi gerekiyor. Söz hakkı ve hukukun üstünlüğünü de öncelememiz yararlı olacaktır” şeklinde konuştu.

"Zenginleşme Emtia ile geliyor"

Forumun son konuşmacısı İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Stratejisi ve İş Geliştirme Direktörü Şant Manukyan oldu. Manukyan, “Küresel Piyasalardaki Gelişmelerin Türk Ekonomisine Etkisi” konulu bir sunum gerçekleştirerek, katılımcıların sorularını yanıtladı. Amerika ve Çin’in piyasalara etkisiyle şekillenmelerin olduğunu söyleyen Manukyan, “Amerika yüksek teknoloji ürünlerinde kısıtlama yaparak piyasayı baskı altına alabiliyor. Bunun yanında katma değeri düşük ürünlerin ithalatında da diğer ülkeleri baskılayarak rakiplerini engelliyor. Almanya’da ilginç şeyler oluyor. 2017’den bu yana endüstri üretimi tarafında sorunlar yaşıyor. Alman ekonomisini bu ciddi anlamda zorluyor. Bazı büyük şirketler Almanya’daki fabrikalarını taşıyorlar. Çin üretimiyle, bizim de üretim açısından ortağımız olan Avrupa’nın üzerine çökmüş durumda. Dolayısıyla Çin’in piyasalar üzerinde çok ciddi bir baskısı var. 300 yıl boyunca top batıdaydı. Şimdi bu top Çin’in sahasına da geçmeye başladı. İlerleyen süreçte Amerika ve Çin teknoloji ve üretim bazında ciddi şekilde çatışacaklar” şeklinde konuştu. Türkiye’nin zenginleşmesi konusuna da değinen Manukyan, “Çalışmalara baktığımızda bizim gibi küçük çaplı ülkelerin emtia sayesinde zenginleştiğini görüyoruz. ABD dediğimizde Meksika ve Kanada’da bunun içerisine giriyor. Çin tarafında ise ücretlerin arttığını görüyoruz. Fakat Çin üretimini Bangladeş’e kaydırarak kendi zenginleşmesini sağlıyor. Dolayısıyla dünyada ülkelerin bir blok halinde bu sorunu çözdüğünü görüyoruz. Bizim için de zenginleşme konusunda AB ile ilişkilerin kuvvetlendirilmesi dışında bir yol görmüyorum” ifadelerini kullandı.

"Konya, Türkiye'nin makina lokomotifi"

Açılış konuşmalarının ardından TEPAV Program Direktörü H. Ekrem Cunedioğlu, Konya Sanayi Odası ile TEPAV’ın birlikte hazırladığı, “Konya İçin Yeni Bir Kalkınma Stratejisi” konulu sunumunu gerçekleştirerek, rapor hakkında detaylı bilgilendirmelerde bulundu. Cunedioğlu, “Türkiye’de deprem riski bulunan iller, toplam nüfusun yüzde 30’unu, toplam milli gelirin ise yüzde 59’unu oluşturuyor. Yeni kurulan fi rmaların üçte biri Marmara Havzası’nda. Marmara’daki yoğunlaşmayı Orta Anadolu’ya dönüştürmemiz gerekiyor. Bu dönüşümde potansiyel arz neresi dediğimizde ise sanayileşmiş alan bazında Ankara ve Konya karşımıza çıkıyor. 2014’den bu yana Konya’da ortayüksek teknolojinin hızla arttığını görüyoruz. Üretimin ihracata çevrilmesi bakımından da Konya üretiminin yüzde 50’sini ihracat olarak değerlendiriyor” dedi. Konya’da artan sanayileşmeye rağmen coğrafi konumuna göre hala bazı noktalarda eksikliklerin yaşandığının altını çizen Cunedioğlu, “Konya, ortalama ücretin satın alma gücüne oranının en yüksek olduğu illerden. Fakat buna rağmen Konya’da istihdam artırılamıyor. Türkiye’nin makine lokomotifl erinden biri olarak Konya'nın yeşil dönüşüme de öncülük etmesi gerekiyor. Bu öncülükle nitelikli insan istihdamı da yükselecektir” şeklinde konuştu.