Özdebir: Bütün belirsizliklere rağmen sanayicide risk iştahı var

Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, değersiz TL'nin ihracata etkisinin marjinal seviyede olduğunu, buna karşılık ithalatın daha çok etkilendiğini söyleyerek, "Seçim sonrası yeni bir ekonomik programa ihtiyaç yok, mevcut program sürdürülmeli" dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Özdebir: Bütün belirsizliklere rağmen sanayicide risk iştahı var

Maruf BUZCUGİL, Hüseyin GÖKÇE / ANKARA

Ankara Sanayi Odası(ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, dünya ve Türkiye ekonomisinde yaşanan bütün belirsizliklere rağmen sanayicide risk iştahının sürdüğünü söyledi. Değersiz TL’nin ihracata etkisinin marjinal seviyede olduğunu belirten Özdebir, buna karşılık ithalatın daha çok etkilendiğini bildirdi. Nurettin Özdebir, seçim sonrası yeni bir ekonomik programa ihtiyaç olmadığına dikkat çekerek, mevcut programın sürdürülmesi gerektiğini aktardı Nurettin Özdebir, Ankara Temsilciliğimizin yeni ofisini ziyaret ederek, ekonomiye ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Mevcut kur seviyesini Türkiye ekonomisi ve ihracatçı açısından değerlendirebilir misiniz?

Buna cevap vermeden önce biraz daha geriye gitmemiz lazım. 2013 yılında o zamanki ABD büyükelçisi, gerek İngiltere Büyükelçisiyle yaşadığımız olaylar var, onun ardından Gezi olayları oldu. Gezi olayları aslında Türkiye’nin ciddi bir kırılmasıydı. Ardından 15 Temmuz dahil Türkiye’nin risk algısında çok ciddi erozyon oldu. Zaten bu Gezi olaylarından sonra başlayan yabancı sermaye çıkışının devam edeceği belliydi. Bu bizi iki türlü etkiliyor. Biz devamlı cari açık veren bir ülkeyiz. Başkalarının tasarruflarına her zaman ihtiyacımız var. Zaten kıt olan dövizimizden daha fazlasını harcıyoruz.

Döviz gelirini bir şekilde artırmak gerekiyor. Bugün uluslararası regülasyonlardan dolayı gümrük vergisi koyamıyoruz. TL değerini artırarak döviz cinsinden tüketimi kısıtlamak bunun alternatif yollardan birisi. Zaten 100 liralık ihracatın 70 lirası ithalata dayalı. Bu anlamda değersiz TL’nin ihracata etkisinin marjinal olduğu kanaatindeyim ancak ithalata etkisinin çok daha kuvvetli olduğunu düşünüyorum.

Bunun tersini 2010 yıllarında yaşadık. Aşırı değerli TL ile bu kurlarla rekabet edemiyoruz şikayeti geliyordu. Bir sürü sanayici ithalatçı olmaya başladı.

Yedek parça veya yarı mamul gönderdikleri firmalardan mamul olarak alıp satmaya başlamışlar. Şimdi bunun tersi yaşanmaya başladı. Yatırım iştahının hala devam etmesinin sebebinin bu olduğu kanaatindeyim. Ankara’da şu anda bitme aşamasına gelmiş 100’ün üzerinde fabrika var. Akyurt’ta, Kazan’da ASO 2, Anadolu, Başkent OSB’de bir sürü yatırım var. Dolaştığımız her bölgede yatırı yeri bulamamaktan dolayı sıkıntılarını iletiyorlar, mevcut yatırımın genişletme ihtiyacından bahsediyorlar. Yani herkeste bütün belirsizliklere rağmen yatırım iştahı var.

“POLİTİKA YATIRIM VE İHRACATI DESTEKLİYOR ANCAK KREDİDE DARALMA VAR”

Buna yönelik yürütülen politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İhracatımızın yüzde 98’i sanayi ürünlerinden oluşuyor. Bunun değerini siyasilerde daha iyi anlamış durumdalar. Şu anda yürütülen politikalar, yatırımı desteklemek, işsizlik oranını düşürmek, ihracatı artırmak yönünde. Ancak, Mayıs’ta başlayan bir kredi daralması var. Bunun da talimatla yapıldığını düşünüyorum. Merkez Bankası sübvansiyonlu kredilerden kullananlar var, MB onları oyalıyor, bankalar da 2 ay muslukları kapatın diyorlar yukardan. Her şeye rağmen yıl sonunda yüzde 5’in üzerinde büyüme yaşanır diye öngörüyorum. Seçimden sonra da bu ekonomik programın devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

ASO Başkanı olarak Türkiye ekonomisini kısaca nasıl özetlersiniz?

Bana göre Türkiye ekonomisinin özeti ‘para varsa iş var, para yoksa herkes yatıyor’. Ben kendi fabrikamda yatırım malı üretiyorum. Bir ara satış tarafında bocalama vardı, bu ay tekrar canlanmaya başladı. Tahmin ediyorum, en kötü ihtimalle Kasım’ın ortalarından itibaren tekrar kredi muslukları açılacaktır.

Merkez Bankası’nın uygulaması, yani kredilerde faizin yükselmesi halinde Hazine kağıdı alma mecburiyeti, faizin belirli bir oranın altına düşmesi durumunda kağıt yükümlülüğünün azalması uygulamasıyla birlikte faiz yüzde 18-21 arasında gidip geliyor. Ortalama faiz yüzde 19.5 düzeyinde.

“ASGARİ ÜCRETTEKİ ARTIŞIN ETKİSİ 3 GÜN SÜRDÜ”

Yapılması gerekenler var. Mesela 2023 sonuna kadar enflasyon muhasebesi yasaklandı. Benim enflasyonum yüzde 150’nin üzerinde, bazı şeyleri peşinen kabul etmek lazım. Ancak tüketici tarafına da bakmak lazım. Yani aylık geliri yüksek olan birisi için yüzde 83 enflasyonun etkisi ile asgari ücretle geçinmeye çalışan birisinin enflasyondan etkilenme oranları aynı değil. Asgari ücretli enflasyonu çok daha fazla hissediyor.

Gölcük depremi oldu, denize ne kadar doldurulmuş yer varsa bunların hepsini doğa geri aldı. O kısmı battı, ekonomi de aynı şekilde. Asgari ücretteki artışın 3 gün faydası oldu. Beklentiler çok sık değişiyor. Ücretlere zam yapıldı, eğer o maliyetleri yansıtabiliyorsam ürettiğim üründe yansıtmaya çalışıyorum, yansıtmaya çalışırken de maliyetlerim artacak, mal aldığım insanların da maliyeti artacak. Yani insanlar 1 ay sonra yerine koyup koyamayacağım belli değil deyip, yerine mal koyma maliyetini düşünüyor.

Yüksek enflasyon ortamı fiyatlama davranışlarını nasıl etkiliyor?

İnsanlar halen fiyatlamayla ilgili sıkıntı yaşıyorlar. Şimdi pandemi döneminde tedarik zincirinin kırılma beklentisiyle beraber, fiyatlar artmaya başladı. Bizim fabrikamızda imalatta kullandığımız çipler var. Normalde 10 dolara aldığımız çipleri 80 dolara kadar aldık. Yani üretimimiz durmasın diye yüzde 800 maliyete katlandık.

Bunun sakıncalarını yaşayanlar da oldu. Yani tedarik zinciri kırıldığında insanlar yeniden ürün bulamayacakları endişesiyle ihtiyaçlarından çok daha fazla hammadde stoklamaya başladılar. Ancak bu sefer de emtia fiyatı geri gelmeye başladı. Ayrıca stoktaki mallarda kur farkı kaynaklı fiktif gelirler de çıktı ortaya. İnsanların mal miktarı değişmedi ama kur artışı kaynaklı fiktif kâr oluştu. Az önce söylediğim gibi emtia fiyatı kaynaklı bu kez stok değerleri düşmeye başladı. Bu şartlar altında bazıları da büyük hacimli işlerde karar vermekte zorlandılar. Bu bir nevi kumar oynamak gibi bir şey.

Yanı sıra eskiden dolar 1.20 liraya kadar gerilediğinde bazı işler yapılamaz hale gelmişti. Elbiseler başka ülkelerde diktiriliyordu, herkes arabasını değiştirdi. Şimdi ise tam tersi yaşanıyor. İthal ürünler pahalandı, Türkiye’nin verimliliğine göre artık iç piyasada rekabet edebilir hale geldik.

“Yatırımlarını Türkiye’ye kaydırmak isteyenler bize bilgi almaya geliyor”

Geçenlerde Litvanya’dan bir heyet geldi bize. Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında geldiler. Litvanya’daki birtakım yatırımlarını Türkiye’ye kaydırmayı planlıyorlar. Bunlardan bir tanesi de sünger yatırımı. Türkiye sünger konusunda ciddi sıkıntılar çekti, hammaddede tamamen dışa bağımlı olduğumuz bir durum. Bir tane mouse yapan bir firma var. Çin’de ürettiriyormuş, 3 kuruş pahalı olsun Türkiye’de üretelim deyip yatırımı kaydırmaya çalışıyorlar. Enerji fiyatındaki artıştan dolayı üretim yapamaz hale geldiklerini söylediler. Yatırım koşullarıyla ilgili sanayicilerle görüştüler.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir, DÜNYA Ankara Temsilciliği'ne gerçekleştirdiği ziyarette, ekonomik gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Buna benzer şeyler önümüzdeki dönemde de olacak. Yani Avrupa’nın en büyük cam üreticisi üretimi durdurdu. Bu üretimi durdurdu diye cam kırılmayacak mı? Veya bitme aşamasına gelmiş bir yatırım tamamlanmayacak mı? O kapattıysa başka bir fabrika bu ürünü verecek. Yani Çinlilerde kriz ve fırsat aynı kelime. Bazıları zarar edecek, bazıları yükselecek. Global olarak baktığımızda Türkiye ekonomisinin çok fazla zarar göreceğini tahmin etmiyorum. Bu gelişmelerden kârlı çıkan tek ülke var o da ABD. Pahalı kaya gazını satabilir hale geldi. Ancak dünyada o kadar gazı taşıyacak gemi ve gazlaştıracak tesis yok, sıvılaştıracak tesis yok.

Türkiye teknolojik olarak belli bir eğişi aştık, mühendislerimiz özgüveni kazandı. Eskiden biz yapamayız derlerdi.

“KKM ile şapkadan tavşan çıkardılar”

Aslında Merkez Bankası’nın faizi indirmesi, bizim lehimize, bizim şikayet etmememiz lazım. Kurun yükselmesi istenilen bir şey ama onu da bu Kur Korumalı Mevduat ile baskıladılar, stabilize ettiler. Türkiye’nin toplam borcu 450 milyar dolar, Hazine’nin borcu 180 milyar dolar. 1 liralık kur artışı 180 milyar lira Hazine’ye yük geliyor. Şimdi o yük daha düşük. Eğer Aralık’taki şok devam etseydi dolar şu an 26 liraydı. Hangisi daha pahalı? Gerçek anlamda şapkadan tavşan çıkardılar. Şu anda geçen Aralık’taki fiyat civarındayız. ABD’de enflasyon 9, faiz 3.25, Almanya’da yüzde 10 civarında, İngiltere’de enflasyon 11 civarında. Faiz ise 3’te biri oranında. Yani onlarda da faizle enflasyon arasında büyük fark var. Roubini Merkez Bankalarının agresif faiz artışına gitmemesi konusunda uyarıyor, gelişmekte olan ülkelerin ciddi anlamda sıkıntıya gireceklerini öngörüyor. Dünyanın komple stagflasyona gireceğini söylüyor. Bu arada güzel bir şey de var. Gazprom’la anlaşmaya yakın olunduğu söyleniyor. Bu anlaşma önemli bir şey. Aylık ödemeler dengesine ciddi anlamda katkı sağlayacaktır.

Bu konularda ilginizi çekebilir