İş dünyasının yatırım, üretim ve uygun koşullu kredi beklentisi sürüyor

Tarsus TSO tarafından düzenlenen ‘Ticarette Yeni Ufuklar’ panelinde ekonominin geleceği tartışıldı. Enflasyon, döviz kuru baskısı, işçi ücretleri ve kurumlar vergisindeki artışın tüm kesimleri etkilediğini belirten Tarsus TSO Başkanı Ruhi Koçak, ekonomik darboğazdan çıkılabilmesi adına yatırım ve üretimle katma değer oluşturabilmek için kredi koşullarının düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
İş dünyasının yatırım, üretim ve uygun koşullu kredi beklentisi sürüyor

ADNAN AÇIKGÖZ / TARSUS

Sertrans Logistics ve EKONOMİ Gazetesi işbirliğinde organize edilen panel, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Yayın Koordinatörü Vahap Munyar’ın katılımıyla gerçekleşti. İş insanları, sanayiciler, esnaflar ve STK temsilcilerinin yoğun ilgi gösterdiği panelin moderatörlüğünü Ruhi Koçak üstlenirken, Hakan Güldağ ve Vahap Munyar ise ülke ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunup beklentileri dile getirdi. İnteraktif bir şekilde katılımcıların da yorum ve sorularıyla katkıda bulunduğu panelin açılışını yapan Ruhi Koçak, ilçenin potansiyelinden söz etti. Türkiye’nin en büyük ilçeleri arasında bulunan Tarsus’un, 350 bin 732’lik nüfusu, 2 bin 29 kilometrekarelik yüzölçümü ve 180 mahallesiyle birçok ili geride bıraktığına dikkat çeken Ruhi Koçak; ilçenin sanayi, tarım, turizm ve gastronomi başta olmak üzere birçok alanda önemli değerlere ev sahipliği yaptığının altını çizdi. Çukurova Uluslararası Havalimanı, Türkiye’nin ilk tarım teknoparkı olan Mersin Agropark, organize sanayi bölgeleri ve lojistik üs yatırımlarının Tarsus’u Çukurova hinterlandında stratejik bir konuma getirdiğini belirten Koçak, “Tarsusumuzda 90 çeşidin üzerinde tarım ürünü yetiştiriliyor. Gerek büyükbaş ve küçükbaş gerekse tavukçuluk potansiyelimiz oldukça yüksek. Süs bitkileri üretimde de önemli paya sahibiz. Tarsus süs bitkileri yetiştiriciliği alanında Mersin ilinin yüzde 65’ini, Türkiye'nin de yüzde 1,25'ini oluşturuyor. Sanayi yönünden de gelişmiş durumdayız. İlçenin tarım ürünlerini değerlendiren sanayi kuruluşları dışında, ülke ekonomisi için önemli olan tarım aletleri, makine yedek parçaları, takım tezgâhları yapan fabrikalar, şekerli yiyecek imalathaneleri, tuğla ve seramik fabrikaları bulunuyor. Tarsus, sahip olduğu değerlerle bölge ve ülke ekonomisine katkı sunmaya devam edecek. Tarih boyunca ilklere ev sahipliği yapan ve kadim kent dokusuyla dikkat çeken Tarsus’un ünü ülke sınırlarını aştı. Zengin bir inanç yapısına sahip ilçemiz, on bin yıllık geçmişi ile bugünlere ışık tutuyor” dedi.

“Faiz ve giderler yüksek, kredi yok. Üretim nasıl devam etsin?”

Kendisinin işletme mezunu olduğunu ancak ders konularında ve ticari hayatında gördüklerinin Türkiye’nin refleksi veya dinamikleriyle bağdaşmadığını anlatan Ruhi Koçak, “Ülkemizde harcaması bol olan epey yatırımcı grubu var. İnanılmaz kazanan ama kazancı vergi tabelasına yansımayan da çok fazla şirket var. Mevcut vergi ödeyen şirketlerin üzerine fazla gelinmemesi gerekiyor. Şu anki yükler dahi çok fazla. Bu yük hepimizin üstüne bindi. Enflasyon, döviz kuru baskısı ve ücret artışlarını yaşıyor, ardından kurumlar vergisinin 20’den 25’e çıktığını görüyoruz. Düzenli çalışan ve vergisini ödeyenlerin kaldırabileceği yükün sınırına geldik. Artık vergi vermeyen kesimlere odaklanılması gerekiyor. ‘Dövizin suni baskı altında tutulmasından, faizin yatırımcıya verilmemesi ya da kredinin azaltılmasından nasıl bir sonuç bekleniyor?’ sorusunun cevabını alamıyoruz. Faiz ve giderler yüksek, kredi yok. Bu şartlarda üretim nasıl devam etsin, nasıl ihracat yapılsın? Konut kredisi şartları sanayiciye verilse, bu ülke üretim, ihracat ve istihdam şampiyonu olur. Sanayi yatırımlarına uygun kredi verilemiyor, yatırımcıyı destekleyemiyoruz. Burada yatırım kararı yavaşladı. Arsa alanı doldu, tahsisler bitti ama herkes yüzde 50-60 faizle nasıl yatırım yapacağını düşünüyor” diye konuştu.

Yüzde 3’lük büyüme bekleniyor

4 Haziran’dan bu yana uygulanan yeni ekonomi politikalarının sorunları hafifletmediğini belirten EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ise bugünkü politikaların izlenmesi halinde darboğazdan çıkılabileceğini ancak uygulamaların bazı bedellerinin olacağını söyledi. Özellikle büyüme artış hızında bir düşüş olacağının anlaşıldığını dile getiren Hakan Güldağ, “Büyüme tarafında işin en önemli bacaklarından bir tanesi kredilerdir. 12 aylık bazda baktığımızda, geçen sene Ocak sonunda kamu bankalarının kredi artış oranı yüzde 75’ti. Şimdi 52’ye geldi. Son dönemdeki hareketliliğe rağmen özel bankaların artışları yine 50 seviyesinde. Yabancı bankalar da 53 dolaylarında hareket ediyor. Kredi artışlarının gidişatı, ekonomik büyümeyi belirler. Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar’a 2024’te beklenen kredi artış hızını sorduğumda, yüzde 40 civarında büyüme beklediğini dile getirdi. Geçen seneye bakacak olursak, enflasyon 64-65’teydi. Kredi büyümesine 52 dediğimizde, reel olarak kredilerin azaldığını görüyoruz. Bu 2024’te devam edecek. Çünkü enflasyon Merkez Bankası’nın beklentilerine göre yılsonunda 36 olsa bile sene ortalaması 55 civarına gelecek. Hepimiz biliyoruz ki Mayıs ayında enflasyonda yüzde 75’e geleceğiz. Kredilerin enflasyon artışının altında gelişmesi ve siparişlerin azalması büyüme oranını aşağı çekecek. Hesaplamalarımıza göre bu sene büyüme yüzde 3 civarında kalacak. Bunun mutlaka bir takım yansımaları olacak. İşsizlikte artış bekliyoruz. İş dünyası, ‘Çalışacak insan bulamıyorum’ diyor. Diğer yandan tekstil gibi sektörlerde işçi çıkarmalar devam ediyor” şeklinde konuştu.

Raporlar olumlu, sıcak para seçimden sonra gelebilir

Bugünkü politikalarla seçim sonrası kurda aşırı yükselme beklemediğini dile getiren Hakan Güldağ, şöyle devam etti: “Politikanın devam edebilmesi için Dolar ve Euro’daki artışın, enflasyon artışının biraz altında kalması gerekiyor. Bu ihracatçıyı sıkıntıya sokan bir durum ama başka olanakları devreye sokarak denge kurmaya çalışacaklardır. Kurların çok yukarı çıkmasına müsaade edilmeyecek gibi görülüyor. Sanayicilerin seçim sonrasında yüzde 20’lik bir düzenleme beklediğini görüyoruz. Bu bir yönüyle haklı bir talep ama Eylül başından bu yana uygulanan politika, dalgalı kontrollü kur rejimi gibi yönetilmeye devam edecektir. Diğer türlü programın başarıya ulaşması pek mümkün olmayacak. Enflasyonla mücadelede en önemsenen konulardan bir tanesi, dışarıdan sürdürülebilir finansın gelmesi. Bunun sağlanabilmesi ancak ‘Carry Trade’ denkleminin işlemesine bağlı. Gelen döviz TL karşısında fazla değer kazanmamalı ki burada alınabilecek yüksek gelirle tekrar dolar alındığında çok daha fazla miktarda döviz alınabilsin. Denklemin sürebilmesi açısından da doların çok fazla zıplamaması gerekiyor. Yurtdışından beklediğimiz paranın seçimden sonra gelme ihtimali giderek artıyor. Türkiye’yle ilgilenen yabancı bankaların raporları olumlu geliyor. Enflasyonu yılsonunda 30 gösteren, doların değerini 30-32 lira gösteren pek çok yabancı raporla karşılaşıyoruz. Merkez Bankası başkanı değişikliğinde de bu tavrı gördük. Daha atamanın mürekkebi kurumadan yabancı bankaların raporları geldi. Müşterilerini buraya yönlendiriyor, faiz ve kurların artmasını bekliyorlar. Bunun önünü kesmek için böyle bir durum görünmüyor. Kurun enflasyon altında artmasına ancak müsaade edeceklerdir. Faizin de daha fazla artacağını düşünmüyorum. Şu anki politika, kredi ve mevduat faizlerinin geldiği yer Türkiye’nin kaldırabileceği faiz miktarını zorlamaya başladı. Geçen sene 11 trilyon 630 milyar liralık kredi kullanılmış. Burada yüzde 40’lık artış beklendiğinde güncel oranlardan ödeyeceğimiz faiz 6,9 trilyon lira olarak hesaplanıyor. Bu da yaklaşık 230 milyar dolar eder. Türkiye’nin böyle bir parayı ödemesi mümkün değil. Bu programın hızla sonuca ulaşıp enflasyonun düşmeye başlaması gerekiyor. Muhtemelen Eylül-Ekim’den itibaren faiz indirimlerini konuşuyor olacağız. Aksi takdirde yüzde 3’lük büyüme bile gerçekleşemez. Faiz oranları 40-45’li rakamlara geldiğinde, enflasyon da oralarda olacak. Politika faizlerini ilk önce 40’a yılsonuna doğru da 30’lu rakamlara doğru çekmeye başlayacaklardır.”

“Bazı fabrikaların kapanması gündeme gelebilir”

EKONOMİ Gazetesi Yayın Koordinatörü Vahap Munyar da rasyonele dönüş politikasının uluslararası arenada benimsenmeye başladığını kaydetti. Ortamın iyileştirilmesine yönelik önlemler alınmasının sürece katkı sunacağına dikkat çeken Vahap Munyar, Türkiye’nin rakiplerine göre hala maliyet avantajına sahip olduğunu ancak birçok alanda bu avantajın kaybedildiğini dile getirdi. Başta tekstil olmak üzere genel ihracatta zorlanmaların görüldüğüne işaret eden Vahap Munyar, “Maliyet tutturmakta zorlanan hazır giyimde 14-15 ayda 200 bin kişi işsiz kaldı. Bazı fabrikaların kapanması gündeme gelebilir ama otomotiv gibi sektörlerde iyi giden taraflar var. Asgari ücretin yükselmesi ve seçimden sonra yeni bir yükseliş beklentisine yönelik kuşku duyulması, işveren tarafında ciddi sıkıntıya yol açtı. İşçinin de sorunları devam ediyor. Ortadan kalkan orta sınıfın yeniden oluşması zaman alacak gibi görünüyor” şeklinde görüş belirtti.

Tarsus OSB Türkiye’ye örnek model oluyor

Öte yandan, Güldağ ve Munyar’ı yönetim kurulu başkanvekilliğini yaptığı Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSB) de konuk eden Tarsus TSO Başkanı Ruhi Koçak, 5 bin 300 dönüm üzerine kurulu bölgeyle ilgili bilgiler verdi. Kooperatif modeliyle kendi maddi kaynaklarını üreterek, tarıma elverişsiz alanları satın alıp yatırıma açan Türkiye’deki tek OSB olduklarını vurgulayan Koçak, “Tarsus’un 1 milyon dönüm tarım alanı var. 1 milyar dolarlık tarım ürünü, turfanda ve sofralık üretiliyor. Sanayi tipi üretim yapmıyoruz. Bir tane limon işleyen bir tesisimiz yok. Bölgemizde tarım, savunma sanayi ve diğer sektörleri de kapsayarak yüzde 95 doluluğa ulaştık. Özel mülkiyet statüsündeki bölgenin fizibilite, planlama ve uygulamasını biz yapıyoruz. Arıtma tesisi haricinde altyapı çalışmalarımızı bitirdik. 3 bin 200 dönümlük ilave alan başvurusu yaptığımız bölgemiz, toplam 15 bin istihdam oluşturacak” ifadelerini kullandı.

 

Şehirler